Almanya gençleri nasıl oynatıyor, gençler bizde neden oynatıl(a)mıyorlar?

Arif Can Yıldız
08.01.2026 - 18:30 | Son Güncellenme: 08.01.2026 - 18:57

Son yıllarda takım kadrolarına baktığımızda Türkiye ve kulüp alt yapısından yetişmiş oyuncu sayısının giderek azaldığını görüyoruz. UEFA’da oynayan takımlarımız büyük çoğunlukla 4+4 yerli kuralını tam olarak yerine getiremiyorlar ve UEFA’ya eksik kadro bildirmek zorunda kalıyor.

Almanya gençleri nasıl oynatıyor, gençler bizde neden oynatıl(a)mıyorlar?

Hüseyin Özkök - AJANSSPOR

Türk futbolu sırtını neredeyse tamamen Avrupa’da yetişen Türk oyunculara dayamış durumda. Öyle ki, TFF sezon başında kulüplerin ülke topraklarında yetişmiş iyi oyuncu bulmakta zorlanması nedeniyle 28 kişilik kadrolarda Türkiye’de yetişmiş oyuncu bulundurma mecburiyetini kaldırdı. Artık oyuncunun sadece A Milli Takım’da oynama uygunluğuna sahip olması yeterli oluyor. Dolayısıyla A takım kadrolarında 17-18-19 yaşında oyuncular da görmek çok zor.

Oysa Avrupa liglerinde kupalarda maçlar izliyoruz, sahada 17-18-19 yaşında çocuklar oynuyor. Topu istiyorlar alıyorlar, hata yapsalar da tekrar deniyorlar. Tribünler homurdanmıyor, teknik direktör paniklemiyor. Örnek mi? Bayern Münih ve Borussia Dortmund. Genç oyunculara geleneksel olarak yer veren iki kulüp. Transfer yapma gücüne her zaman sahip olsalar da alt yapıdan yetişen genç oyunculara sürekli sorumluluk ve şans veriyorlar. Bunun en taze örneği ise Bayern Münih’in 17 yaşındaki oyuncusu Lenart Karl.

Peki bizde neden olmuyor?

Birinci fark, işi şansa bırakamayız düşüncesi. Oysa Dortmund gibi kulüpler altyapıdan A takıma geçişi yıllık planlarla yürütüyor. Hangi oyuncu ne zaman A takıma yaklaşacak, kaç dakika alacak, hangi rolde denenecek, hepsi belli. Bizde ise hâlâ “bir çocuk çıktı, tutarsa oynar” anlayışı hâkim. Sistem yok, bol hikâye ve pohpohlama var. Ama güven?

İkinci mesele teknik direktör kültürü. Almanya’da genç oyuncunun hata yapması gelişimin parçası kabul ediliyor. Bizde ise hata demek puan kaybı ve başarısızlıkla eş anlamlı. Puan kayıpları ise okları hocaya yöneltiyor. Hoca da bu baskı ortamında genç oyuncuyu ya hiç oynamıyor ya da oynattıysa da ilk hatasında kenara çekip uzun süre şans vermiyor.

Üçüncü başlık, pek konuşulmayan ama en kritik alan: altyapı antrenörleri. Dortmund altyapısında çalışan hocalar üst düzey UEFA Pro/UEFA A lisanslı, iyi maaş alan, performansı ölçülen profesyoneller. Bizdeyse birçok kulüpte altyapı hâlâ “emanet edilen” bir alan. Antrenman kalitesi düşük. Hasbelkader A takıma çıkan oyuncudan ise “mucize” yaratması bekleniyor.

Dördüncü fark ise oyuncuyu hazırlama biçimi. Batı’da genç futbolcuya sadece top sürmeyi öğretmiyorlar. Fiziksel gelişim, beslenme, psikoloji, mental dayanıklılık aynı paketin içinde bütün olarak ele alınıyor. Oyuncunun yaşıyla uyumlu dakika planı yapılıyor. Bizde 17 yaşındaki çocuk bir anda A takım temposuna atılıyor, fiziksel olarak eziliyor, sonra “hazır değil” etiketiyle kenara konuyor.

Ama iş sadece altyapı ya da hoca meselesi de değil. Tribün sabrı, medya dili ve yönetici refleksi de bu döngüyü belirliyor. Genç oyuncu oynayınca manşet hemen hazır: “Yanlış tercih.” Oysa Avrupa’da aynı manşet “geleceğe yatırım” oluyor.

Özetle sorun yetenek değil. Türkiye’de yetenek var. Sorun, planlama eksikliği, risk alamama ve kısa vadeli düşünme. Dortmund genç oynatabildiği için kazanmıyor; doğru sistemi kurduğu için genç oynatabiliyor.

Aradaki fark tam olarak bu.

Senin için hazırladığımız haberler