Spor yazarları Galatasaray için ne dedi? | "Ne yazık ki bu gerçeği artık kabullenmeli"

Özgür Koç
26.11.2025 - 08:38 | Son Güncellenme: 26.11.2025 - 09:14

Spor yazarları, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nin 5. haftasında sahasında Belçika ekibi Uninon SG'ye 1-0 yenildiği karşılaşmayı değerlendirdi. İşte detaylar...

Spor yazarları Galatasaray için ne dedi? | "Ne yazık ki bu gerçeği artık kabullenmeli"

Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi'nin 5. haftasında konuk ettiği Belçika'nın Union Saint-Gilloise takımına 1-0 yenildi.

RAMS Park'ta oynanan maçta ilk yarıda birer şutu direkten dönen takımlar skoru değiştiremedi ve devre arasına 0-0 beraberlikle girildi. İkinci yarıya Union Saint-Gilloise daha etkili başladı. Mücadelenin 57. dakikasında Promise David'in attığı golle 1-0 geri düşen sarı-kırmızılı ekip, geri dönme çabasına rağmen istediği pozisyonları üretemedi. Bu dakikadan sonra iki takım da golü bulamayınca Galatasaray sahadan 1-0 mağlup ayrıldı.

Galatasaray, bu sonuçla UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki ikinci yenilgisini yaşadı. Üç de galibiyeti bulunan sarı-kırmızılılar, 9 puanda kaldı. İstanbul'a 3 puanla gelen Union SG ise ikinci galibiyetini alarak puanını 6'ya çıkardı.

Spor yazarları karşılaşmayı şöyle değerlendirdi:

Uğur Meleke: "Union'u 10 kişiyle yenemezsiniz!"

Union Saint-Gilloise belki kıtanın büyüklerinden değil ama farklı bir kulüp. Oynaması da zor bir rakip. Brighton’ın yetiştirici-geliştirici mekanizmasını kuran internet dâhisi Tony Bloom’un diğer eseri Union Saint-Gilloise kulübü. Tony Bloom tamamen bilimsel metotlarla bu mütevazı takımı 40 küsur yıl sonra birinci lige çıkardı, ardından da şampiyonluğa taşıdı. Son 5 yılda Boniface, Deniz Undav, İvanovic gibi süperstar santrforlar sattılar. Daha bu sezon başında 5 büyük lige 5 oyuncu ihraç ettiler. Yerlerini de düşük bütçeli yıldız adaylarıyla doldurdular.

Dün sahaya çıkan 22 oyuncu içinde 7 tanesi 25 yaş altı idi. Hepsi Union forması giyiyordu! Çok genç bir takım vardı yani Galatasaray’ın karşısında. Ayrıca sahanın en uzun 4 futbolcusu da USG formalıydı. Duran toplarda 196’lık üç adam, Sykes, Burgess ve David’e karşı Galatasaray’ın en uzun adamının 187’lik Davinson olması tuhaf bir eşleşme problemi doğurdu.

Ancak Galatasaray’ın dün USG’ye karşı çok zorlanmasının esas nedeni rakipti demek de zor. Zira sarı kırmızılılar dün 3 başka sebeple kritik bir 3 puan kaybettiler:

1-) Osimhen bu sezon Şampiyonlar Ligi’nin yıldızlarından. İlk 4 maçta kazanılan 9 puanın da kahramanı. Onun hareketliliğinin, iştahının, caydırıcılığının, kalitesinin benzeri Avrupa’da yok denecek kadar azken, Galatasaray kulübesinde olmasını beklemek zaten hayalcilik! Dün İcardi, genç ve tutkulu USG savunması arasında yok oldu. 90 dakikada sadece 6 isabetli pası var... Dün zaman zaman 10 kişi oynadı adeta Galatasaray.

2-) Galatasaray dün ikinci devrenin başlarında yaşadığı 5 dakikalık kâbustan uyanamadı. 53’te Jakobs sakatlandı, kulübede neredeyse hiçbir senyör oyuncusu yoktu Okan Buruk’un... Arda’yı oyuna soktu, üçlü savunmaya döndü, üç dakika sonra da gol geldi. Golü bulduktan sonra USG takımının sakatlık sayısı, süresi ve maçın duraksama anları olağanüstü arttı zaten.

3-) Galatasaray orta sahasında Lemina, Kaan, Berkan yok. İlkay da sakatlık öncesi kondisyonunda değil. Bu seviyede merkezde eksik kalırsanız maçın kontrolünü elde tutmanız zor. Galatasaray’ın devre arasında merkez orta sahaya da takviye yapması gerekebilir. (Hürriyet)

Banu Yelkovan: "Teoriler ve pratikler!"

Rakibin savunmayı kalabalık tutup topu bırakmayı sevdiğini, yakaladıkları fırsatları direkt hücumlarla değerlendirdiklerini; uzun boylu bir takım olduklarını ve duran topları etkili kullandıklarını biliyorduk. Gel gör ki bazen teoride bildiklerinizi pratiğe geçirmeyi başaramazsınız, dün gece de öyle oldu.

Galatasaray sahaya çıktığında, geçen senenin parlak günlerini fazlasıyla andıran ilk 11 hiç fena görünmüyordu. Union SG Teknik Direktörü David Hubert’ın maç öncesi, “Osimhen yoksa Barış Alper var, Icardi var, Leroy Sane var” sözlerini doğrular bir kadro vardı sahada fakat maç başladığında Osimhen yoksa pek de bir şey olmadığını gördük. Üstelik sakatlıklarla iyice gençleşmiş yedek kulübesi de umut vermiyordu.

EN SEViLMEYEN SENARYO

İlk yarıda Galatasaray sağ kanatta Sallai-Sane bağlantısıyla pozisyon aradı; Union SG ise aynı mantığı Niang-David ikilisiyle sol kanattan uyguladı. Temposu fena olmayan, psikolojik dengesi kırılgan, iki takımın da direğe takıldığı, bazı pozisyonlar için “tüh be”, bazıları için “oh be” dedirten bir ilk yarı izledik. İkinci yarıda da durum değişmedi.

Topu Galatasaray’a bırakan, alanları daraltan, ceza sahasında kalabalık bu futbol, değil Şampiyonlar Ligi’nde uygulanan disiplinli versiyonu, Süper Lig’de bile Galatasaray’ın en sevmediği senaryo zaten. Maç, özellikle gol sonrası iyice can sıkıcı bir hal aldı. Gerçi moralimizi bozmak için Belçikalılara gerek yoktu, istatistiklere bakmak yeterliydi.

FUTBOL SAHADA OYNANIYOR

Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi’ndeki parlak karnesi, geçen sezonun Belçika şampiyonu, bu sezonun 15 maçta topladığı 36 puanla lideri Union SG’yi gözümüze mat göstermiş olabilir ama futbol sahada oynanıyor. Galatasaray ‘sadece 3 puan’ diyerek çıktığı maçta, hiç beklemediği bir yenilgi aldı. Bu basit hedef, takım üzerinde gereksiz bir baskı yarattı. Şimdi bu mağlubiyetin derbi maçında daha beter bir baskıya dönüşmemesi için önünde sadece birkaç gün var. (Hürriyet)

Mehmet Ayan: "Okan Buruk'un kulübe çaresizliği!"

Başlangıç onbirinden ziyade bitiriş onbirinin önemli olduğu maça G.Saray istediği gibi başlayamadı. 5-3-2 dizilen rakibin dehlizlerine giremediği gibi, ne orta sahada ne de savunmadaki sayısal üstünlüğünü oyun gücüne çevirebildi. Rakip ani ataklar ve duran toplarla hep tehditkar oyun sergilerken, Ajax maçındaki topa hakimiyet, Liverpool maçındaki fizik kalite sahada bulunmuyordu. Elbetteki eksikler nedeniyleydi bu zaaflar. 27’de Sara’nın şutu ve 44’te İcardi’nin auta giden topuna bir de Barış Alper’in az farkla auta giden şutunu ilave edebiliriz tehlike anlamında. 40’ta Sykes’in direkten dönen topu rakibin en ciddi atağıydı ama sürekli kenar top (ve korner) olanağı sunmak can sıkıcılığını koruyordu.

KORKTUĞUMUZ BAŞIMIZA GELDi

Korktuğumuz başımıza Jakobs çıktıktan ve takımın defans balansının bozulmasından 5 dakika sonra geldi. Sol kanadı teslim ettiğimiz Sallai ve Barış’ın ortaklaşa kaptırdığı topun sonrası başlayan kenar atakta yedik golü. Golden sonra toparlamamız 10 dakika kadar sürdü. Sonrasında tribün desteği ile oyunu ele aldık. 76’daki iki pozisyonumuz heyecan üretti. Rakip geçiş hücumu kovaladı. Ancak baskın olduğumuz her pozisyon sonrası artan yorgunluğumuz, çaresizliğimizi de sahaya taşımaktaydı; kulübede kimseler yoktu.

HAYAL KIRIKLIĞININ BAŞKENTLERi

En az 4’ü temel 7, son 40 dakika 8 eksikle oynanan takım için temel eleştirim Union SG kalitesine mukabele edememek olabilir. Maç Okan Buruk’a yazmaz. Rakibin kalitesine göre bu onbirin yapacakları daha fazla olmalıydı! İcardi, Sane, Barış, İlkay hayal kırıklığının başkentleri oldular.

Şampiyonlar Ligi’nde en zor periyoda girmenin endişesini taşıyan birçok Galatasaraylı, maçta kaybedilenin üç puandan fazlası olduğunu biliyor. (Hürriyet)

Osman Şenher: "Büyük fırsat kaçtı"

Galatasaray’ın rakipleri içinde en zayıf halkalardan biri Frankfurt, diğeri ise dün gece oynadığı Union Saint Gilloise idi. Bu iki takım karşısında altı puan kaybedildi ve kötü futbol oynandı. Daha güçlü takımlar Liverpool, Bodo ve Ajax karşısında ise galip gelerek 9 puan alındı.

Belçika ekibine karşı dün geceki maç için teknik direktör Okan Buruk’a kızmıyorum da, kendisini eleştirmiyorum da. Kulübesinde bir tane oyuna etki edecek futbolcusu yoktu, sadece gençler vardı. Osimhen, Lemina, Singo ve Yunus olmak üzere çok önemli dört futbolcun oynamayınca takımın da düzeni bozuluyor.

İlkay sakatlıktan yeni çıktı, dün gece hiç yoktu. Hocanın kulübede onun yerine alacağı futbolcu da yok. Barış Alper ve Leroy Sane öyle marke edildiler ki, nefes alamadılar. Etkileri sıfırdı. Icardi maçın tamamında topla bir kere buluştu. O vurduğu top da direğin yanından auta gitti. Orta sahada Sara ve Torreira hep savaşan futbolculardı. Takımlarını ayakta tutmaya çalıştılar.

Rakip takım çok atletik, iyi mücadele eden ve baskı yapan bir takım. Galatasaray geriden oyun kurmakta maç boyunca zorlandı. O fizik mücadeleyi sahaya koyamadı. Torreira rakip atakları kesmek için uğraştı, Sara hem rakibi karşıladı hem de gol atmak için hücuma çıktı. İki tane de gol vuruşu yaptı, olmadı. Sallai sağ bekte iki kişilik oynuyor, gidiyor-geliyor, bir futbolcu ne yapması gerekirse bunun fazlasını yapıyor. Ne var ki maalesef; Macar futbolcuya ayak uyduracak hiç bir arkadaşı da yok.

Defans iyi niyetli mücadele ediyor ama ne olursa olsun, hangi takımla oynarlarsa oynasınlar rakibe o kadar rahat kafa veya ayakla vuruş imkanı tanıyorlar ki, bunu aklım almıyor. Milli takımın formasını giyen bir futbolcunun, rakibe o topları vurdurmaması lazım. Fakat Süper Lig’de olsun, Avrupa kupalarında olsun, sarı-kırmızılı savunma maalesef bu hataları yapıyor.

Sonuçta dün gece Galatasaray kötü günündeydi. Rakibi yenecek bir futbol oynamadı, daha da farklı yenilebilirdi. (Milliyet)

Halil Özer: "Terzi mankenleri"

Galatasaray Şampiyonlar Ligi’nin en ters ve sıkıntılı takımlarından birisi önünde kötü futbolu ile üç puan kaybetti.

Tamam Galatasaray’ın eksiği çoktu. Ancak sahaya çıkan oyuncuların bu kadar etkisiz olacağını hiç kimse beklemiyordu. Tabii karşında dirençli bir takım olunca da yenilgi kaçınılmaz oluyor. Kendi sahanda Liverpool’u yendikten sonra bu takıma yenilmek insana gerçekten acı veriyor.

Şimdi ilk yarıya bakıyorsunuz şöyle bir durum çıkıyor.

Osimhen demek her şey demekmiş.

Bu sözü iki yıl önce İcardi için kullanıyorduk. Ama adam sakatlıklar ve çalkantılı özel hayatı yüzünden Osimhen’in yerini asla tutamayacak durumda.

Tabii bir de Yunus ve Lemina.

Bu üç futbolcu olmayınca Galatasaray’ın yüzde 50 gibi bir gücü eksiliyor. Geri kalan bölüme ise Sane, İlkay giriyor. Yani bu maçta bu önemli eksikler nedeniyle onlardan çok şey bekliyorduk. Ama ikisi de İcardi dahil ilk 45 dakika terzi mankeni gibi takıldı. Hele Sane oynadı mı oynamadı mı belli değildi?

Dolayısıyla bu yarıda her şey iki hafta önce ıslıklanan Barış Alper’in üstüne kaldı. O da belli bir yere kadar götürdü. Ama sonra rakip o bölgede önlemini aldı ve sol kanadı kilitledi. 2. yarı çok değişen bir şey olmadı. Yedek kulübesindeki sıkıntılar da Okan hocanın eline kolunu bağladı. Yoksa bu maçta Sane, İlkay ve İcardi gibi oyuncuları amatör takımların hocası bile oyunda tutmazdı. Ama hoca mecbur tuttu.

Dakikalar ilerledikçe Belçika takımının direnci de arttı. Tehlikeli ataklar geliştirdi. Bunlardan birinde ise golü buldu.

Kötü oyun ve bu maça ağırlığını koyamayan oyunculara bir de Jakobs’un bu seneki bilmem kaçıncı sakatlığı eklendi.

Galatasaray baskı kurdu ancak sadece 76. dakikada Sara’nın kafası ve aynı pozisyon sonrasında kornerden gelen topta Sanchez’in kaçırdığı gol dışında Galatasaray’ın tek bir tehlikeli atağı yoktu. Bir de Arda’nın kırmızı kartı gelince yapacak hiçbir şey kalmadı.

Şimdi önlerinde birbirinden zorlu maçlar var. Galatasaray istediği sıralamayı yakalamak için bu maçlardan en az üç puan çıkarmayı başarmalı. (Milliyet)

Cem Dizdar: "Beklenmiyordu ama oldu!"

“İlk devre boyunca etkili pozisyon olarak adlandırabileceğimiz pozisyon yoktu” demek yanlış olmaz. Anlaşılır nedeni iki takımın da ‘temkin’i oyunun ilk bölümü için öne almış olmasıydı. Bu konuda Okan Buruk ve ekibine bir şey söylenemez çünkü puan ve sıralama açısından rakibe göre hayli avantajlı konumda olan Galatasaray’dı. Üstelik bunca eksiğine rağmen... Yine de ilk devre boyunca topu elinde tutma konusunda daha iyi olan Galatasaray’sa bile ‘’gol arayışı’’ açısından daha etkili görünen rakip Saint Gilloise oldu. Gerçi onların da yürekleri ağıza getirecek pozisyonu yoktu ancak topu tehlike bölgesine getirme konusunda iyi göründüler. İkili mücadele kazanmada da iyiydiler devamında hücum örgütlemede de... Ve nihayet 57. dakikada seri ama aceleci olmayan hücumda aut çizgisine indirdikleri Adem Zorgane’nin içeri çevirdiği topta Promise David ile ‘’boş kale’’ye attılar golü!

Felaket değilse de...

70’e doğru Saint Gilloise ‘’geçiş’’ fırsatı kollamak için ceza sahası önüne kümelenince Galatasaray oyunu rakip sahaya iyice yığdı. Gerçi öndeki Mauro Icardi ile Barış Alper Yılmaz’ı bulmakta baştan beri çektikleri güçlüğü yine çekiyorlardı ama baskı da rakibi hataya zorluyordu. Ancak Belçika takımı da iyi yerleşmişti savunmaya. Alan bırakmıyor, açık vermiyorlardı... Beklenmiyordu ama oldu, Galatasaray sahasında yenildi. ‘’Yedeksizlik’’ de denebilir bu duruma bağlı olarak ‘’sakatlık’’ da... Ancak sahadakilerin, özellikle ikinci yarı maça giremeyip skora reaksiyon gösterememeleri bundan sonrası için sıkıntıya beraberinde getirir. Görece düşük profil bir takım görünen USG’ye mağlubiyet kuşkusuz ki bir felaket değil ancak devamındaki Monaco maçı da buna benzer bir oyuna sahne olur ve de kaybedilirse Galatasaray’da tartışmaların ekseni ligi bile etkileyecek biçimde değişebilir. (Fanatik)

Serkan Akcan: "Artık lüks değil yük!"

Bazı futbolcuların kıymeti yokluklarında çok iyi daha iyi anlaşılır. Dün gece Şampiyonlar Ligi’nde US Gilloise’a karşı tüm Galatasaraylılar Osimhen’in yokluğunun nelere mal olacağını gördüler. Okan Buruk çok iyi biliyor ki; Osimhen demek sadece gol anlamına gelmiyor, bire bir baskı demek, enerji demek, tüm takımı prese yönlendirme demek, rakip savunmayı hataya zorlamak demek. Ligde Icardi bir şekilde durumu kurtarıyor, güçsüzlüğüne rağmen kutunun içinde topu ağlarla buluşturuyor. Ama Şampiyonlar Ligi’nde Icardi ile oynamak Galatasaray için bir lüks değil bir yük.

Ne yazık ki bu gerçeği artık Icardi de kabullenmeli. Fiziksel açıdan bırakın Osimhen’i sıradan bir santrforla bile rekabet edecek seviyede değil. US Gilloise, Şampiyonlar Ligi’nin en az topla oynayan takımlarından biri. Ali Sami Yen’de onları cesaretlendiren ise başlangıç düdüğünden itibaren Icardi’nin presleri tetiklememesi ve zinciri koparan halka olmasıydı. Belçika temsilcisi baskıyı kolay kırıp oyunun tüm inisiyatifini eline geçirirken Galatasaray kalesinde hayli tehlikeli pozisyonlar yakaladı.

Baskıdan yoksun

Kadro tercihini yaparken Okan hoca bu sezon hiç bu kadar müşkül duruma düşmemişti doğrusu. Hocanın sahaya sürdüğü 11, sadece Icardi’den dolayı değil İlkay’ın fiziksel yetersizliğinden kaynaklı da baskıdan yoksun oynadı. Arda Ünyay’ı oyuna sürüp Jakops’u çıkardıktan sonra işler iyice karıştı. Sallai sol beke, Sanchez sağ beke, Arda ise stopere geçti. Aslında Arda’nın önünde yeni Ozan Kabak olma şansı vardı. Ama acemiliğini yenemeyerek iki sarı kartla oyundan atıldı. Galatasaray fikstürdeki rahat maçlarından birini kaybederek ilk 8 şansını elinin tersiyle itmiş oldu. Okan hocanın eli kadro konusunda dardı ama sahaya sürdüğü futbolcular da kazanmak için hiç bir şey yapmadılar. (Fanatik)

Tunç Kayacı: "Basit golle kaybetti"

Şampiyonlar Ligi’nde fikstür belli olduğunda içerde diğer rakiplere göre 3 puana en yakın maçlardan biri diyebilirdik. Ancak dün geceye gelirken Galatasaray’ın yaşadığı sakatlıklar bu maça eli çok zayıf olarak çıkmak zorunda bıraktı. Gerçekten Osimen ve Singo’nun sakatlıkları çok çok önemliyken bunlara Lemina ve Kaan Ayhan’ın eklenmesi Yunus Akgün’ün fıtık ameliyatını da katarsak Okan Buruk’un 11 çıkartmada ne kadar zorlandığını söylemek zor olmasa gerek. Rakip Belçika ekibi sıralamada alt sıralarda gözükse de fizik güce dayanan kompakt yapısı olan bir rakipti.

Kolay değil...

İlk yarıda ortada geçen iki takımında kontrollü bir futbolu tercih ettiği 45 dakikaydı. Böyle rakiplere karşı kora kor oynamak ve hem savunma hem de hücumda iyi oynayabilmek kolay değildir. Ama büyük takım olmak risk almak ve zoru başarmaktır. İlk yarıda Sara’nın direkten dönen tribünleri umutlandırdı ama genelde çok pozisyon bulmadan ve çok da pozisyon vermeden biten bir ilk yarı izledik. Orta alanda İlkay, Toriera ve Sara üçlüsü görevlerini yaparken hücumda aynı etkiyi göremedik. Böyle maçlarda vites yükselten oyunculara ihtiyaç vardı bunu da yapacak iki isim Sane ve Barış Alper’di. Barış Alper fiziksel üstünlüğüyle yıpratırken aynısını Sane’den göremedik….

Yetersiz bir hakem...

İkinci yarıda galibiyet baskısı yaparken kalemizde basit bir gol ile yenik duruma düştük. Açıkcası bu kadar kadro zafiyeti içinde böyle maç bekliyorduk sürpriz değildi. Ancak dün gece Avrupa kupalarında gördüğüm en yetersiz bir hakem izledik. İspanyol hakem rakibe sertliğine ve oyun içindeki suistimallerine öyle ödün verdi ki inanılır gibi değil… Genelde oyunu soğutmaya pirim veren hakemler Avrupa’da pek alışık değiliz ama Sanchez maalesef çok kötü bir yönetim gösterdi.

Kulübe, talihsizlik...

Tabiki yedek kulübesinin yetersizliği dün gece en büyük talihsizliğiydi Galatasaray’ın. Okan Buruk’un hamle gücü olmayınca iş sahadaki tecrübelilere kaldı ama o isimlerde fizik güç olarak 90 dakika zorlandılar… Beraberliğe yaklaştığımız anlar oldu ama mutlak fırsatları değerlendiremedik…Son bölümdeki müthiş baskımız vardı ama aradığımız gol gelmedi. Özetle maç öncesi kadro sıkıntısı Galatasaray’ın olası bir kötü sonucun habercisiydi ve öyle de oldu. Çok şey kaybetmedi iddiasından ama kazansaydı çok şey kazanmış olacaktı Galatasaray… (Fanatik)

Bülent Timurlenk: "Bir çuval inciri..."

alatasaray'ın topu tüfeğiyle saldırmaması için iki neden vardı:

1-Takım eksikti ve sakatlıklardan dönenler soru işaretiydi, bu ön alan ile rakibe yoğun presin pratiği yoktu.

2- Yedek kulübesinden katkı gelmeyeceği için sahaya çıkanlar enerjilerini 90 dakikaya yaymak zorundaydılar. (ki Galatasaray sadece bir zorunlu değişiklik yaptı.

Üç sert maçta, ağır mağlubiyet almış Belçika ekibi karşısında set oyununda öne çıkması gereken adamlardan Barış haricinde hepsi ortalıkta görünmeyince daha ilk 20 dakikada bu maçı kazanamıyorsan mutlaka kaybetme fotoğrafı çıktı. Sane yine verimsiz, İlkay güçsüz ve "maestro" kimliğinden uzak, Sara ise bir var bir yoktu. Oyunu ilk yarıda tutan yine Torreira oldu. Ön alan presinde Osimhen, rakibin geçiş hücumlarına duvar olacak Lemina olmayınca Lucas da orta sahada tek başına bir yere kadar idare etti. Buruk, Arda'yı oyuna aldığında Abdülkerim'i sol beke kaydırabilirdi. Sallai'yi sağ bekten alıp 3-5-2'nin kanadı yaptı. Onun kaptırdığı top kontratağa döndüğünde koşu kesti ve pozisyondan gol geldi. Yıllardır süren sağ-sol bek kaosunda dün maçı bitiren bekler Davinson ve Sallai'ydi. Doğrusu Şampiyonlar Ligi'nde 3 maç arka arkaya kazandıktan sonra Gilloise'a İstanbul'da 3 puan vermek bir çuval inciri berbat etmek gibi. Maçın hakemi kötüydü ama Galatasaray'dan daha fazla değil. 5-3-2 dizilen iki ayrı duvan ören Belçikalılar kısıtlı yetenek, fizik ve güçlü 3 puanı aldılar. Galatasaray'da alkışlanacak adam Lucas Torreira.. Kaybedilen maçın da sakatlıkların da açtığı yaralara pansuman için 6 günleri var Kemerburgaz'da… (Sabah)

Levent Tüzemen: "G.Saray'aa bedel mi ödettiler!"

İspanyol hakemlerinin Türk takımlarına karşı olan düşmanlığı bir kez daha belgelendi. Şampiyonlar Ligi'nde G.Saray'ın evinde Manchester United ile 3-3 berabere kaldığı maçı yine Jose Maria Sanchez yönetmiş, Mustafa Çulcu'nun bana yaptığı analizde; G.Saray'ın 1 penaltısını vermemişti. Zaman geçirmek için yatan bütün Gilloise oyuncularına destek verdi. Şeytanın avukatlığına soyunuyorum. Milli takımımızın İspanya'ya, Sevilla'da diz çöktürmesi ve 2 gol atmasının bedelini Sanchez, G.Saray'a ödettirdi. US Gilloise önünde G.Saray eksik kadrosu ile oynamaya çalıştı. Belçika ekibi, genç oyunculardan kurulu olduğu için G.Saray'a kolay pas yaptırmadı ve hemen baskı koydular. Ama G.Saray iyi oynamayabilir ama bir hakem oyun kurallarını değiştiremez. Neden mi? İlk yarıda David Promise, Sanchez'e hareketi sonrası sarı kart gördü, ikinci yarıda Uğurcan topu tutmasına rağmen bilerek ve görerek ayağına bastı. 2. sarıdan atılması gerekirdi. Uğurcan tedavi gördü, Sanchez'in kolladığı Promise, Gilloise'nin golünü attı ve ardından kırmızı görmemesi için oyundan alındı. Ben G.Saray'ı son dönemlerde kulübe ve kadro olarak bu kadar yetersiz görmedim. Oyuna girecek Arda ve Ahmed Kutucu vardı. Jakobs sakatlandı, Arda girdi. Çok top kaybı ile oynayan İlkay yerine oyuncu bile koyulamadı. Jakobs'un çıkması tüm oyun planını bozdu. İcardi etkisizdi, sonuçta revire dönen G.Saray, US Gilloise'ye karşı hesapta olmayan yenilgi aldı. İddianın devam etmesi için Okan Buruk ve öğrencileri Monaco'yu telafi maçı olarak görmeliler. (Sabah)

Muret Özbostan: "Eksik de olsan 1 puanı almalıydın"

Özellikle Osimhen olmayınca Galatasaray yarım kalıyor.. Hem sahada hem kafalarda! Hücum edemiyor, patinaj çekiyor.. Hücumda İcardi yalnız kurt gibiydi, yaratıcılık da sıfıra indi.. Arjantinli oyuncu çabalıyor ama Union savunmasının arasında kayboldu. Kimse de top getirmedi çocuğa! Orta saha (Torreira-Sara ikilisi) topu kaptırınca kontralara yakalandık.. Sakatlıktan dönen İlkay, G.Birliği maçında oyuna girince fark yaratmıştı ama Devler Ligi olunca o da sırıttı.. Çünkü hazır değildi.. Güçsüzdü! Sahada gölge gibiydi.. Çok top kaybı yaparken takımının eksik oynamasını sağlayan isimlerden biri oldu.. Ya defans! Yediğimiz gol yakışmadı. 7 tane Galatasaraylı varken gelip 2-3 pasta golü attılar.. Sane hayal kırıklığıydı. Kanatta o kadar top kaptırıyor ki, Union'ın kontralarını besliyordu sanki! 70 dakika bir pozisyon dışında golü düşünmeyen Galatasaray son bölümde bastırdı, uyandı.. Kaos futboluna döndü.. Beraberlik iyi bir sonuç olabilirdi. 76'da kale dibinde kaçan net bir fırsat ve sonrasında da beklenen gol gelmedi.. Bu maçtan 3 puan alsak fıstık gibi olacaktı.. 24 garanti olacaktı.. Ama maç öncesi de eksikler nedeniyle çok karamsar bir tablo ortaya konmuştu.. Bu takımı etkilemiş! Ama felaket bir 11'in de yoktu.. Bu ekip mazerete sığınmadan 1 puanı almalıydı.. Fakat buradan bir ders de çıkarmak gerek.. Bu kadro sezon başından geniş tutulmalıydı.. Takım eksik kurulmuş eksik! (Sabah)

Mustafa Çulcu: "Hakem şaşırtmadı"

Galatasaray eldeki en iyi 11 ile sahadaydı. İnsan dönüp kulübeye bakmaya korkuyordu! İcardi üç stoperin göbeğinde kaldı. Hücum etkinliği sadece top Barış'a gelince oluyor. Galatasaray'ın önde baskı kalitesi düşük olunca rakip çok rahat kırıp çıkıyor. İlkay'ın henüz maç ritmi yok. Düşük pas yüzdesi ile temposuz oynuyor. Sistem takımı Gilloise her zamanki gibi topla aynı yüzde ile kalabalık savunma yaparak oynadı. Geçiş oyununda başarılıydılar. Disiplinli oynadılar, maçı kazandılar. Jose Maria Sanchez Martinez 42 yaşında İspanyol hakem… 2023'te Galatasaray-M.United (3-3) maçındaki tartışmalı kararlarından hatırlıyoruz. Akşam da kaldığı yerden devam etti. Kararları ile bizi şaşırtmadı! Oyuncularla iletişimi abartıp muhabbetle oyunu kontrol etmeye çalıştı David Akinpelu'yu ikinci sarıdan atmayınca oyun sertleşti, oyun kontrolünde zorlandı. 26 faul, 7 sarı, 1 de sarıdan kırmızı ile maçı tamamladı. Barış'a kontrolsüz giren Mac Allister'e sarı göstermemesi kabul edilemez. 24'te Torreira'nın El Hadji'ye arkadan yüklenişine sahada penaltı verse kimse bir şey diyemezdi, 'devam' dedi. Uyanıklık yaptı, işi VAR'a pasladı, VAR'ın karışacağı bir pozisyon değildi. 27'de Sallai- Niang mücadelesi kaçınılmaz temas, devam kararı doğru. 89'da Arda'yı çift sarıdan ihraç eden sözüm ona yürekli hakem ki ikinci sarı tartışılır. Aynı yürekliliği sarısı olan Akinpelu 52'de kaleci Uğurcan'a yaptığı kontrolsüz hareketi dolayısıyla ikinci sarıdan ihraç edemedi veya etmedi! O oyuncu golü attı, hocası akıllı davrandı, hakemin yapamadığını yaptı oyundan aldı. Elit kategori hakemini sahaya gömdü. (Sabah)

Senin için hazırladığımız haberler