Spor yazarlarından Fenerbahçe - Galatasaray maçı değerlendirmesi! "Sandığı gibi değilmiş"

Özgür Koç
03.04.2025 - 08:42 | Son Güncellenme: 03.04.2025 - 09:24

Ziraat Türkiye Kupası çeyrek final maçında Galatasaray, deplasmanda Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup etti ve adını yarı finale yazdırdı. Spor yazarları, Fenerbahçe-Galatasaray derbisini değerlendirdi. İşte detaylar...

Spor yazarlarından Fenerbahçe - Galatasaray maçı değerlendirmesi! "Sandığı gibi değilmiş"

Ülker Stadı'ndaki müsabakaya iyi başlayan sarı-kırmızılı takım, 10. dakikada Victor Osimhen'in kaydettiği şık golle 1-0 öne geçti. Oyun üstünlüğünü elinde tutan ve pozisyonlar üretmeye devam eden Galatasaray, 27. dakikada Osimhen'in penaltıdan attığı golle farkı 2'ye çıkardı. Net pozisyonlara giren sarı-kırmızılı ekip, Sebastian Szymanski'nin 45+1. dakikada attığı gole engel olamadı ancak devre arasına 2-1 önde girdi.

Maçın ikinci yarısında iki takım da birkaç gol pozisyonundan yararlanamadı. Gergin geçen ikinci 45 dakikada skor üstünlüğünü koruyan sarı-kırmızılı takım, adını yarı finale yazdırdı.

Spor yazarlarının Fenerbahçe - Galatasaray derbisiyle ilgili değerledirmeleri ise şöyle:

Tayfun Bayındır: "Korkaklar her gün ölür"

Ve bu sezon da Fenerbahçe için bitti... Bu sonucun bir numaralı sorumlusu tartışmasız Jose Mourinho’dur. Son dönemlerde hiçbir teknik adam elinde çok daha zayıf kadro olmasına rağmen, Mourinho kadar korkak ve çirkin futbol oynatmadı. Kadıköy’de kazanmak için oynadığın maça önce rakibi durdurmak hatta rakibi değil, sadece Osimhen’i durdurmak üzere bir planla çıkan hoca, dünyanın en iyisi de olsa korkaktır. Haftalardır işleyen bir düzeni ‘aman Osimhen gol atmasın’ diye bozarsan senin de fiyakanı Kadıköy’de bozarlar...

Mert Müldür ve önünde Oğuz haftalardır harika performans sergiliyorlar; sen hangi akla hizmet bilinmez, sakatlıktan yeni çıkmış Osimhen’e hep ezilmiş Çağlar ile başlıyorsun. Önceki bütün büyük maçlara bakalım, Dzeko-En Nesyri ikilisi çoğunlukla tehdit olmuşlar, sen koşmayan, fizik gücü yetersiz Talisca’dan medet umuyorsun... Bu asla büyük hocalık değil, bir kez daha tekrarlıyorum büyük korkaklıktır.

Bir ilk 45 dakika izledik, Galatasaray’ın soyunma odasına 5-0 ile gitmemesinin nedeni şanssızlık ve beceriksizlik. Fenerbahçe’nin orta sahası yoktu. O ilk 45 dakikada sadece iki kez üç pas yaptılar, onlardan birinde de Szymanski’nin ofsaytımsı golü geldi. Tüm takım beceriksizler ordusu gibiydiler. Hepsi top kaybetme yarışına girmişlerdi. Ama işte o Szymanski’nin ofsayt mıdır, değil midir anlayamadığımız golü soyunma odasına bir umutla götürdü sarı-lacivertlileri. Büyük hayal kırıklığı yaşayan taraftar ikinci yarının başında ‘acaba mı?’ dedi. Hatta bir ara beraberlik için umutlandılar bile. Ancak atı alan Kadıköy’ü de geçmiş, Üsküdar’ı da geçmiş, Kemerburgaz’a adımını atmıştı bile...

Taraftara yazık, doğum gününü acı bir şekilde kutlayan Başkan Ali Koç’a yazık, yazık da yazık. Daha önce söylemiştim, yazmıştım, bir kez daha tekrarlıyorum; Fenerbahçe için ligde şampiyonluk Kaf Dağı’nın arkasında. Dünkü Galatasaray’ın, bu Osimhen’li Galatasaray’ın bundan sonra kolay kolay ligde puan kaybedeceğini sanmıyorum. Dünkü galibiyetin morali Galatasaray’ı kupada da şampiyonluğa taşır ve bu hiç de sürpriz olmaz.

Okan Buruk’u da ayrıca kutluyorum. Dünyanın 1 numarası olduğunu iddia eden bir hocaya, üçüncü kez harika bir ders verdi. Ve korkakların her zaman, cesurların ise sadece bir kez öldüğünü kanıtladı.

Ve son sözüm Mourinho’ya... Bükemediğin eli öpeceksin. Meslektaşının burnunu sıkmak sana hiç yakışmadı, utanmalısın! (Milliyet)

Attila Gökçe: "Bu ayıba Oskar(!) verilir"

Bunlar Türk spor tarihine ikinci meşrutiyetin ilan edilmesinden sonra gurur dolu sayfalarla büyük olaylar yazmışlar... Çok büyük zaferleri, çok büyük yıldızları yurt içinde ve yurt dışında kazanılmış bir çok başarıları var. Onca başarının, şiir lezzetindeki maçların geldiği noktada evet büyük bir rekabet var ama birbirlerine saygı duymayan bu futbol kuşaklarına iyiliği, sportmenliği, hakkaniyeti kimler anlatacak?

Öyle bir geleneğimiz var ki, maçlara çıkan takımlar seyirciyi selamlarken “sağ ol, sağ ol” diye selamlıyor... Keşke o selamdan sonra karşılıklı saygıya, centilmenliğe, beyefendiliğe de tanık olabilseydik.

Olmuyor, arkadaşlar bu şımarıklığı bitirmenin, nezaketi kadroya alıp oyun alanına taşımanın bir çaresi yoksa, sportif başarı beş kuruş etmez... O kötülükten spor adına hiç bir onurlu örnek oluşturulabilemez... Yol yakınken saygı adına, barış adına, dayanışma adına bir şeyler yapın da Türk futbolu sizin bu kahramanlığınızı yazsın... Ne o, çok kral golcüleriniz varmış... Bize ne... Siz çok kral şahsiyetler oluncaya kadar ben susuyorum... Umarım, doğru dersler de çıkarırsınız...

Şimdi gelelim maça... Hakem Cihan Aydın penaltıda doğu karar verdi... Maçın sonucunu etkileyecek olumsuz uygulaması yoktu. Maç sonrası çıkan mahcubiyet sırasında Cihan Aydın kırmızı kartlarını isabetle kullandı.

Maçın sportif gerçeği Galatasaray’ı yarı finale taşıdı. Bu oyunda sanırım, Mourinho’nun öz eleştiri için kendine bir kaç dakika ayırması gerek. Meslektaşı Okan Buruk’un yüzüne vurması da futbol ayıplarında oskar (!) alır... Yanisi yuh! (Milliyet)

Uğur Meleke: "The outdated one! (Modası geçmiş biri)"

Dün saat 19:45 sularında iki takımın 11’leri elimize geçtiğinde ilk düşündürdükleri şuydu: Okan Buruk, Beşiktaş mağlubiyetinden ders çıkarmış. Formsuz Frankowski’yi ve başı kesik tavuk misali ne yaptığından habersiz Morata’yı yanına oturtmuş. Orta sahayı üçlemiş. Fabrika ayarlarına yakınsamış. Bunun ödülünü de erken buldukları iki golle aldı zaten.

Mourinho’nun 11’iyse iki açıdan problemliydi: Birincisi, 6 Mart’tan beri oynamayan Çağlar’ın dağınıklığının bütün bir savunma zafiyetine yol açması. İlk devrede Barış’ın neredeyse her ikili mücadelede Çağlar’ı alt etmesi. Portekizli’nin ilk 11 seçiminde bir de yapısal problem vardı ki o takımının 45 dakikalık kötü performansının esas sebebiydi. Fenerbahçe topu ikinci bölgeden üçüncü bölgeye neredeyse hiç aktaramadı bir devre boyunca. Geriden her çıkmaya çalışıldığında önde bir pas opsiyonu bulunamadı. Dzeko zaten Fenerbahçe’nin yarısı. Dzeko’suz Nesyri yüzde 50 verimli bile değil. Talisca da oyun kurulumunda asla Dzeko gibi merkeze gelip pas opsiyonu yaratamıyor. Dzeko yokken İrfan (ve bazen Tadic de) pas opsiyonu olabiliyordu. Ancak Mourinho’nun dünkü Amrabat-Fred-Szymanski orta saha tercihi, toplu oyun için toplam kalitesi yetersiz bir üçlü.

Maçın ikinci yarısında oyuna giren Maximin solda ciddi bir hareketlilik yarattı. Çağlar’ın yerine giren Mert Müldür savunmasını dengeledi. Son çeyrekte oyuna dahil olan Dzeko ve Tadic’le de ön tarafta kalite arttı ama bu değişiklikler skoru değiştirmedi. Okan Buruk’un takımı ilk yarım saatteki etkili oyunlarıyla aldılar tur biletini.

Bu sonuçla beraber Mourinho’nun Türkiye bilançosu şöyle: Galatasaray’la üç kez oynadı, hiç kazanamadı. Beşiktaş’a yenildi. Samsun’la iki kez oynadı ve yenemedi. Eyüp’ü yenemedi. Lille’i, Twente’yi, Manchester’ı, Alkmaar’ı, Bilbao’yu, Lyon’u yenemedi. Rangers’ı eleyemedi.

Evet, 2000’lerde-2010’larda Porto’nun, Chelsea’nin, Real’in, Inter’in başında “the special one (özel biri)” vardı. Ancak Fenerbahçe’nin kulübesindeki “the outdated one (modası geçmiş biri)” sanki. (Hürriyet)

Güntekin Onay: "Mourinho yine kaybeden taraf oldu!"

Fenerbahçe bir darbe daha pasif ve kişiliksiz futbolla mağlup oldu.

Galatasaray, ilk 45 dakikada ne yaptığını bilen ve sahada üstün olan taraf idi. Nitekim 2-0’ı buldu ve pozisyonlar da yakaladı. Fenerbahçe ise dağınık ve oyunu kontrolü altına almaktan uzak bir ekip görüntüsü verdi. Fenerbahçe ne topa sahip olabildi ne de rakip savunmayı zorladı. Pozisyon üretemese de ilk yarının son anlarında gelen golle Fenerbahçe tekrar maça ortak oldu. Ancak şunu net bir şekilde söylemeliyim ki Fenerbahçe gereken kazanma arzusunu ve agresifliği maçın hiçbir bölümünde sahaya yansıtamadı.

Mourinho, Edin Dzeko ve Dusan Tadic gibi Fenerbahçe’nin en yüksek skor katkısı yapan iki yıldızını yedek bırakarak büyük hata yaptı. Portekizli teknik adam nedense Anderson Talisca’ya çok inanıyor ama Brezilyalı futbolcunun bu seviyede fark yaratacak gücü ve hali yok. Fenerbahçe’nin attığı golde de Talisca topu kaleye vurdu. Brezilyalı’nın Fenerbahçe’ye hiç faydası yok ve oynamaya devam ediyor. Mourinho, gerçekten de büyük hayal kırıklığı.

Fenerbahçe, 1 tane zorluk derecesi yüksek maç kazanamadı. Dün de pasif ve kişiliksiz bir futbolla bir başka derbi maçını kaybetti. Youssef En-Nesyri yırtıcı değil, Talisca güçsüz. Orta saha yaratıcı değil. Gerçekten de dün Fenerbahçe evinde bir başka fırsatı tepti. Maç boyunca pozisyonlara giren ve kazanmayı isteyen Galatasaray idi. Fenerbahçe ligde de psikolojik üstünlüğü getirecek bir maçı ve kupayı kaybetti. Ben Galatasaray’ın dün akşamki maçı hakettiğini düşünüyorum. 1 tane zor maç kazanamayan Mourinho yine kaybeden taraf oldu. (Hürriyet)

Cem Dizdar: "Sandığı gibi değilmiş"

Lig maçı değil ama lige etkisi büyük olacak karşılaşmada Fenerbahçe’nin çözümünün ne olacağı merak konusuydu. Öyle ya, Beşiktaş maçında Victor Osimhen’i işlevsiz hale getiren Ola Gunnar Solskjaer çözümü Fenerbahçe kadrosuyla nasıl mümkün olacaktı? İlk ciddi atak 7. dakikada Galatasaray’dan geldi ancak önünde de sonunda da oyunun hakimi onlardı. Haliyle başlangıç çözümü Fenerbahçe lehine değildi. Nihayetinde stoperleri hataya zorlayan Okan Buruk çözümlemesi Barış Alper Yılmaz, Osimhen ikilisiyle golü erken buldu. Yani santrforsuz oyunu tercih eden Solskjaer’in formülü işletilemedi. Galatasaray Osimhen’e ya da kullandığı alana ulaşırken Fenerbahçe Youssef En Nesyri’ye bir türlü bulamadı! Ne hücumda ne savunmada yoktu ev sahibi. Amrabat, Fred, Oğuz, Kostic… Orta sahada topu ayaklarında tutacak olanlar üç, dört pas yapamayınca daha da rahatlayan Galatasaray skor avantajıyla topu sakince çevirip, tempoyu istediği gibi ayarladı! Derkeeen… Fenerbahçe’nin ilk ciddi atağı geldi ve gol oldu. Ülke de en iyi bildiği konuya bu sayede kavuşmuş oldu; “Ofsayt çizgisi kalibrasyonu doğru çekildi mi?”

Bu denli sıradan görünmezdi

İkinci devresi karşılıklı hücumlarla dengede geçen bir maç izledik! En azından ligdeki maça göre hareketli ve belirsizliği yüksek bir karşılaşmaya şahit olurken nihayet Jose Mourinho oyuna “antrenman yapmamış” olduğunu dile getirdiği “photoshop”lu Allan Saint-Maximin’e gönderdi! Böylece takıma ne denli hakim olduğunu gösteren bir hamle daha yapmış oldu! Ancak maç sonuna doğru futbolun “ülke normalleri” devreye girdi. İtiş kakış, bağırış çağırış, küfür kıyamet… Öğrendik ki, bizim futbolumuz aslında münakaşamızın gücü kadar kıymetli. Öğrendik ki, bu oyunun yerli ya da yabancı “hakem kararı”yla sanıldığı kadar ilgisi yok. Ve demek ki, futbol Acun Ilıcalı’nın sandığı gibi bir oyun değilmiş. Yoksa “ivmelendiği”ni sandığı takımı düzenli oynayan bir takım karşısında bu denli sıradan görünmezdi, değil mi? (Fanatik)

Faik Çetiner: "Mourinho çorbası"

Maç başladı, Fenerbahçe karşısında hiç beklemediği bir Galatasaray buldu. Rakibin önde baskısından oyun kuramayan, doğru dürüst pas yapamayan Sarı-Lacivertli ekip ilk 30 dakika içinde kalesinde de 2 gol görünce iyice afalladı. 3’lü defans Osimhen ve Barış Alper’i durdurmakta zorlanıyor, Oğuz Aydın ve Kostiç atağa kalkmakta tereddütler yaşıyordu. Devre 2 farkla biterken Fenerbahçe, Szymanski ile bir şans golü buldu. Bu gol, ”piyango“ gibiydi. İlk yarıda gol pozisyonuna girememiş bir takımın hocası sahaya el atar hamle yapar dedik ne gezer. Mourinho bu, en iyisini o bilir. Portekizli hoca, yatsın kalksın şansına dua etsin, yoksa Kadıköy’de tarihi farkı yerdi. Maçın son 30 dakikasında Mourinho’dan ezberlenen hamleler geldi. Sırasıyla Mert Müldür (Çağlar’ın yerine) Maximin’i oyuna aldı.

Düşünün devre arası gönderilmek istenen Maximin kurtarıcı diye sahada. Dzeko ve Tadiç’siz olmaz onlar da oynasın. Kim nerede ne oynuyor belli değil, saha içi “Mourinho çorbası” gibi. Sonuç yine hüsran. Mourinho bu maçtan sonra artık ne Okan Buruk ne de Galatasaray için konuşmasın. Kupalar bir bir gidiyor. Süper Lig de giderse siz bakmayın yönetimin ağzına. Neden mi? Kendi de gider.. NOT: Sahada olmasa bile komutan! kenarda savaşıyor. Alkışlayın Mert Hakan Yandaş’ı. (Fanatik)

Serkan Akcan: "Buruk kazandı"

Mourinho, bu sezon Okan Buruk ile ikisi Kadıköy’de üçüncü kez karşılaşıyor olmasına rağmen hiç birinde rakibine üstünlük kuramadı. İlki kazaydı diyelim ama bu kez Mourinho’nun mazereti olamaz. 3-4-1-2’de Talisca ile Nesyri’yi önde kullanan Fenerbahçe’ye karşı Kaan Ayhan’ı sağ bekte kullanıp merkezde Lemina ile sertlik arayan Okan Buruk için işler beklediğinden iyi başladı. Tıpkı Kadıköy’deki ilk lig maçında olduğu gibi. İlginçtir, Okan Buruk ve futbolcuları dün gece de 28 dakika dolduğunda 2-0’ı yakalamayı başarmıştı. Nedense, Kadıköy’de Galatasaray, Fenerbahçe’ye karşı Okan Buruk döneminde çok rahat maçlar çıkardı. Sadece geçen sezon İsmail Kartal skoru 0-0’da tutmayı başarabilmişti. Dün gece de Galatasaray sezonun en rahat ilk yarılarından birini oynamış olabilir. Talicsa ve Nesyri arasındaki mesafelerin çok açık olması, sol forvette oynayan Barış Alper’in Oğuz Aydın’a üstünlük kurması, Kaan Ayhan’ın Yunus’tan çok destek gelmemesine rağmen Kostiç’i fiziğiyle durdurması gibi detaylar maçın senaryosunu şekillendirdi. Tek maç üzerinden oynanan bir kupa maçına Okan Buruk ve takımı çok daha iyi hazırlanmış göründü. Oysa ki, bir kaç gün önce ligde Beşiktaş’a yenilerek büyük bir baskı yiyen taraf yine Buruk ve futbolcularıydı. İşler Galatasaray’ın istediği gibi giderken 62’deki Frankowski-Lemina değişikliğiyle Kaan merkeze geçince sağ kanat hücumları toparlandı. Hafta sonu Beşiktaş’a kaybedip hem puan hem moral kaybeden Galatasaray bu sezon ikinci kez Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yendi. (Fanatik)

Senin için hazırladığımız haberler